"İklim değişikliği ve küresel ısınmanın izleri belirgin hale geldi"

Küresel düzeyde enerji kaynaklı sera gazında geçtiğimiz yılın rakamlarını açıklayan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2019 yılında dünya ekonomisinin yüzde 2,9 büyümesine karşın karbondioksit emisyon artışının durduğunu bildirdi.

09 Mart 2020 - 23:49 - Güncelleme: 09 Mart 2020 - 23:55

IAE verilerine göre, küresel düzeyde karbon emisyonlarında görülen 2 yıllık artışın ardından atmosfere salınan sera gazı geçen yıl 2018 yılına göre değişmedi ve 33 milyar tonda kaldı.
Atmosfere salınan sera gazı emisyonun sabit kalmasının başlıca nedeni olarak, gelişmiş ülkelerde alınan önlemler ile elektrik santrallerinde üretilen karbondioksit miktarının düşürülmesi gösterildi. Salınan gazın düşürülmesinde güneş ve rüzgar santrallerinin elektrik üretiminde payının artması, kömürden doğalgaza geçiş ve daha fazla nükleer enerji üretimi rol oynadı. Küresel ısınma sonucunda havaların ılıman geçmesi, gelişmekte olan ülkelerde ekonominin yavaş büyümesi de bu azalmada etkisi olan diğer faktörler. Alınan önlemler sonucunda, 2000 yılında 1 milyar ton karbondioksit emisyonu üreten ABD’de sera gazı emisyonu 2019 yılında yüzde 2,9 azaldı. AB’de yüzde 5, Japonya’da ise yüzde 4 geriledi. AB’de ilk kez doğalgazdan üretilen elektrik miktarı kömürden elde edileni geçerken, rüzgar enerjisinden elde edilen elektrik miktarı ise kömürü yakaladı. Buna karşın Asya ülkelerinde, kömür santrallerinden üretilen elektriğin artmaya devam etmesi emisyonun bu ülkelerde yaklaşık 320 milyon ton yükselmesine yol açtı.
IEA İcra Direktörü Dr. Fatih Birol, 2019’un küresel emisyonlarında kesin bir zirve noktası olarak hatırlandığından emin olmak için çok çalışmaları gerektiğini belirterek, “Bunu yapmak için enerji teknolojilerimiz var ve hepsini kullanmak zorundayız. IEA, emisyonları azaltmaya odaklanan büyük bir koalisyon kuruyor. Koalisyon, hükümetleri, şirketleri, yatırımcıları ve iklim sorunuyla başa çıkma konusunda gerçek kararlılığa sahip olan herkesi kapsıyor" dedi.
2019 yılındaki atmosfere salınan karbondioksit emisyonunun bir önceki yıla göre sabit kalmasının sevindirici olduğunu vurgulayan nükleer enerji mühendisi Alim Kırışık, “Ancak şu andaki tüm göstergeler endişe verici ve hızla önlem alınması gerektiğini gösteriyor. Karbonsuz gelecek için çalışmalıyız. Kişiler, kurumlar ve ülkeler karbon ayak izini azaltacak önlemler almalı ve bu mücadeleye katılmalı" diye konuştu.

"İklim değişikliği ve küresel ısınmanın izleri belirgin hale geldi"
İklim değişikliğinin ve küresel ısınmanın izlerinin belirgin hale geldiğine dikkat çeken Kırışık, "Avustralya'da Eylül ayında rekor düzeydeki sıcak hava ve kuraklık yüzünden çıkan ve hala kontrol altına alınamayan yangınlar, bu uluslararası krizin en büyük kanıtlarından biri. Alevlerin yüksekliğinin kimi zaman 70 metreyi aştığı yangınlar sonucu 28 insan hayatını kaybetti, çok sayıda kasaba boşaltıldı, milyonlarca hayvan öldü. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) Avustralya’nın yaptığı en son tahminlere göre yaklaşık 1,25 milyar hayvan hayatını kaybetti. İçinde mercan resiflerinin, Amazon yağmur ormanının ve Kuzey Kutbu’nun da yer aldığı ekosistemler hızla zarar görmeye devam ediyor. Asya’daki büyük nehirlerin dünya çapındaki kullanılabilir sularda olduğu gibi şiddetli şekilde azaldığı ve bu durumdan yaklaşık 2 milyar insanın etkileyeceği öngörülüyor. NASA’nın verilerine göre ‘gözlenen en sıcak yıl’ rekorunun 2010’dan bu yana toplam 5 kez kırıldığını görüyoruz. Buna ek olarak 1950’den itibaren gözlemlenen yüksek sıcaklık rekorları artış gösterirken, düşük sıcaklık rekorları azalış göstermekte. Neredeyse tüm ülkeler, gözlemlenen en sıcak yıllarını 2010-2019 arasında yaşamış. Isınan okyanuslar, eriyen buz tabakaları, Alpler ve Himalayalar gibi dağ dizilerinin kar örtülerinin yüksek irtifalara çekilmesi, kuzey yarım kürede erken erimeye bağlı olarak azalan kar örtüsü, yükselen deniz seviyeleri, Arktik denizindeki buz tabakalarının kapladığı alanın ve kalınlıklarının azalması dünyada sıcaklığın arttığını net bir şekilde ortaya koyuyor" şeklinde konuştu.

"Ana etken atmosfere salınan bazı gazlar"
İklim değişikliğinin ana etkeni olarak atmosfere salınımı büyük artış gösteren bazı gazların sebep olduğu sera etkisini gösteren Kırışık, “Sera etkisi açısından önemli gazlar su buharı, karbondioksit, metan, kloroflorokarbonlar ve azot protoksit olarak sıralanabilir. Bu gazların her birinin sahip olduğu farklı ısıl özellikler ve atmosferdeki bollukları arasındaki farklar olsa da iklim değişikliği konusunda en acil kontrol altına alınması gerekeni karbondioksittir. Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun azaltılması için ormanlaştırma, tesislerde verimlilik arttırmaya yönelik çalışmalar, karbon yakalama teknolojileri, yenilenebilir enerji kaynakları çözüm olarak görülebilir. Ancak hiçbiri tek başına çözüm yolu sunmadığı gibi bir arada uygulandıklarında Paris Antlaşması’nın hedeflerine ulaşmasını sağlamak için hala eksik kalmaktadırlar" ifadelerini kullandı.

"Fosil yerine, nükleer"
Bu dönemde ucuz, verimli ve güvenli enerji kaynaklarına yönelmenin en mantıklı seçenek olduğunu vurgulayan Kırışık, karbon salınımını azaltırken, bunu hem ekonomik hem de enerji hacmi açısından büyüme göstererek başarma konusunda Fransa ve İsveç’in iyi birer örnek olduğunu aktardı. Kırışık, "Bu ülkeler bunu başarırken aynı yola başvurmuşlardır, fosil yerine nükleer. İki ülke de fosil yakıtlardan enerji elde etmeyi neredeyse tamamen bırakıp enerji ihtiyaçlarını nükleer santraller ile elde etmeye başladılar. Üstelik bu değişim Fransa için 15, İsveç için ise 20 sene gibi kısa bir zaman diliminde gerçekleşti. Paris Antlaşması’ndan bu yana geçen süre içerisinde amaçlanan hedefe uzak kalan ülkeler Fransa ve İsveç’i bu konuda örnek alabilirler. Paris Antlaşması’nın küresel sıcaklık artışını endüstri öncesi döneme göre en fazla 2 derece yukarıya limitleme hedefini elde etmek için mevcut kurulu nükleer gücün 2050 yılına kadar iki katına çıkarılması gerekmektedir. Dünyanın, çok hızlı bir şekilde hava koşulları ne olursa olsun günün her saati güvenilir bir şekilde güç sağlayan ve aynı zamanda karbonsuz olan bir elektrik kaynağına ihtiyacı var. Üstelik bunların hepsini de, elektrik üretimine ayrılan toprak yüzölçümünü de artırmadan yapmalı. Nükleer enerjiye ön yargı ve korkular nedeniyle vurulan damganın ortadan kaldırılması ve iklim felaketine karşı yürütülen gayretlere hızla dahil edilmesi gerekiyor. Şu anda akla yatkın olan tek strateji de bu. Türkiye de Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu Rosatom tarafından inşa edilen ve ülkemizin ilk nükleer santrali olacak Akkuyu Nükleer Santrali ile bu yolda önemli bir adım attı" dedi.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kuşların yumurtlama döneminde Göksu Deltasında yangın çıktı
Kuşların yumurtlama döneminde Göksu Deltasında yangın çıktı
Hayatın devamı için çiftçi üretmeye devam ediyor
Hayatın devamı için çiftçi üretmeye devam ediyor